Beyoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beyoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.1.09

Galata Kulesi





İstanbul Beyoğlu ilçesinde Galata’da Bizans devrinde XII. yüzyıldan itibaren İtalyan asıllı Ceneviz yerleşimi başlamıştır. Bizans’ın iyice zayıfladığı XIV. yüzyılda ise kolonilerinin etrafını saran surların bir parçası olarak da deniz seviyesinden 35 m. kadar yükseklikteki, arazinin en yüksek yerine, Haliç girişiyle Marmara’ya hâkim bir yerde

Galata Kulesi





İstanbul Beyoğlu ilçesinde Galata’da Bizans devrinde XII. yüzyıldan itibaren İtalyan asıllı Ceneviz yerleşimi başlamıştır. Bizans’ın iyice zayıfladığı XIV. yüzyılda ise kolonilerinin etrafını saran surların bir parçası olarak da deniz seviyesinden 35 m. kadar yükseklikteki, arazinin en yüksek yerine, Haliç girişiyle Marmara’ya hâkim bir yerde

30.11.08

Miniatürk


2003 yılında açılan bu müzede Türkiye ve Osmanlı coğrafyasından seçilmiş eserlerin 1/25 ölçekli maketlerinin yer almakta. Bunlardan 45'i İstanbul'dan, 45 eser Anadolu'dan 15 eser ise bugün Türkiye sınırları dışında kalan Osmanlı coğrafyasından olmak üzere, 105 sabit eser sergilenmektedir. Haliç ve çevresinin ıslahı ile ilgili önemli adımlardan biri oldu. Miniaturk web sitesi için tıklayın. Haritada yerini görmek için tıklayın.

21.10.08

Karaköy Meydanı



Bizans döneminde bu bölgeye Yahudiler yerleşmişti. Bizans Yahudileri, Karaim kolundan geliyorlardı. Bu kolun Türk kökenli olduğu genellikle kabul görür. "Karaköy" adının aslının "Karai Köy" olduğu söylenir ki, akla yakın bir tezdir.

Şimdi Karaköy Meydanı olan alan Ceneviz döneminde bir limandı. 19. yüzyıldaki Kapitalizm fırtınasının estirdiği mimari anlayışın labaratuarlarından biri olan Karaköy'de dönemin popüler mimarlarına yüksek katlı binalar yaptırıldı. Dünyanın en eski 3. metrosu olan "Tünel" yine bu dönemde (1875) yapılmıştır. Tünel yapımında çıkarılan toprak şimdiki meydanın bulunduğu yeri doldurmak için kullanıldı.

Meydanın denize bakan tarafında Ziraat bankası binası yer alır. Yapıldığı tarihte Viyana Bankası olan bu binanın mimarı bilinmemektedir. Denize bakan yüzünün ikinci katının üstünde bir terası bulunur ve buraya iki heykel konmuştur. Kadın heykeli ticareti, erkek (demirci) ise endüstriyi temsil eder.(Tevrat Hakimler Bab:5 Ayet:26 da bahsi geçen olayı sembolize eder)
(Panoramik resimde hareketli cisimlerin çokluğundan ötürü bazı hayalet görüntüler oluştu ;-))

9.9.08

Lohusa Kadın Türbesi





Bir arkadaşımın evinin tavanrasında birşeyler aranırken "Tarihimizde Yaşanan Garip Vak-alar" adında 1950'li yıllarda basılmış bir kitap bulmuştum. Kitap gerçekten ürpertici bazı tarihi olayları anlatıyordu. Lohusa Kadın Türbesi'nin hikayesini ilk kez bu kitapta okumuştum. Gerçekten korku filmi kıvamında..

1647 yılında vefat eden 'Lohusa' ya da esas adıyla Rahime Sultan'ın kabri, Şişhane'den Kasımpaşa'ya inen yolun sağındadır."http://zembil-sarkasiya.blogspot.com/" sitesinde bu türbenin hikayesi şöyle anlatılır.

"Hikayeye göre, seferde olan bir yeniçerinin hamile karısı doğurmasına çok az kala vefat eder ve o zamanlar mezarlık olan bu bölgeye gömülür. Karısının defnedilmesinden birkaç gün sonra seferden dönen yeniçeri mezarı ziyaret edince, mezardan ağlama sesleri geldiğini fark eder. bebek toprağın altında doğmuş, geçen birkaç günde de hernasılsa hayatta kalabilmiştir. bunun üzerine mezar kazılıp çocuk çıkarılmış, mezarın üzerine bir türbe yapılmış, adına da loğusa kadın türbesi denilmiş."

Yukarıdaki hikayede anlatılan çocuğa 'Meyyitzade' yani "ölüden doğan" denir. Müeyyitzade 1.Ahmet döneminde yaşamış devrin büyük alimlerinden biri olmuştur.

Lohusa Kadın türbesi içerisinde Rahime Sultan, Müeyyitzade ve kime ait olduğu bilinmeyen 2 tane sanduka bulunmaktadır.

1.9.08

Yeraltı Camii (Kurşunlu Mahzen)





Karaköy Kemankeş Caddesi üzerindedir. Alışılagelmiş mimarinin çok dışında bir yapıya sahip bir camidir Yeraltı Camii... Yine pek raslamadığımız Camiye ait bir web sitesinin oluşu...

Aslında bu yapı Bizans döneminde(imparator 2. Tiberios 572-582) gemicilerin Halic'e girişini önlemek için Galata-Sirkeci arasinda çekilen zincirin bir ucunun bağlandigi kuledir. Fetih sırasında gemileri Haliç'e sokabilmek için karadan götürmek gerekmişti. Bahsi geçen kulenin hemen altında bir mahzen bulunuyor. Mahzen oldukça basık tavanlı. Mahzen nasıl olduda cami olarak kullanıldı sorusunun cevabını almak için 714 yılına kadar dönmemiz gerekli. Arap Camii bahsinde geçen Mesleme bin Abdulmelik komutasındaki İslam ordularının İstanbul'a fetih için geldiğini anlatmıştım. Bu ordunun askerlerinden Hz.Vehb bin Hüseyre, Hz.Amr ibn As ve Hz.Süfyan bin Üveyre'nin türbeleri mahzen içindedir. Şeyh Murad Efendizade Şeyh Mehmet Efendi mahzen içerisindeki türbeleri keşfetmiş, Çorlulu Mustafa Bahir Paşa tarafından cami haline getirmiştir(1752-1756). Minaresi 1. Mahmut tarafından yaptırılmıştır.

Cami "Kurşunlu Mahzen Camii" olarak anılır. Bunun sebebi burada şehitlerini bırakarak Şam'a dönen Emevi ordusunun, mahzen kapısının açılmasını engellemek için kapıya kurşun dökmesidir.

Cami ile ilgili başka bir not Ocak 1932'de, ilk Türkçe Kuran'ın burada okutulmasıdır.

29.8.08

Sokollu Mehmet Paşa Camii (Azapkapı)






Unkapanı Atatürk Köprüsünün galata tarafındadır. Bu bölgeye Azapkapı deniliyor. Sebebi, Osmanlıda eyalet askerlerinin yaya olan kollarından bir sınıfın ismi "azepler"(yada azaplar) dır. İşte bu azap askerlerinin bir kısmı tersanelerde çalıştırılırdı(azban-ı tersane). Azapkapı ismi buradan gelmekte. (azap aynı zamanda bekar erkeklere verilen bir sıfattır)

Sokollu Mehmet Paşa Camii adı ile İstanbul'da iki cami bulunmaktadır. Biri kadırgada diğeri Azapkapıda. Kadırgadaki camiyi daha önce anlatmıştım. Gelelim Azapkapıdakine...Sokollu Mehmet Paşa Tarafından 1577 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Mimar Sinan, Edirne Selimiye Camii'ne benzer bir planı kullanmış bu eserinde. Minare ana yapıdan ayrık bir şekilde inşaa edilmiş bir kemerle yapıya bağlanmış bu pek sık rastlanır bir mimari değil.

Yapı 1894'teki büyük depremde hasar gördü. Minaresi asıl uslubuna uymayan bir şekilde tekrar yapıldı. Cami 1941 ve 1958 yılındaki onarımlarda bu genel estetiğe aykırı minaresi yıkılarak günümüzdeki klasik tarz minare tekrar yapıldı. Aynı onarımda cami çevresindeki dükkanlar yıkıldı.

Daha önce Kadırga Sokollu Mehmet Paşa Camii bahsinde Sokollu Mehmet Paşa'nın hayatından kısaca bahsetmiştik. Bu büyük devlet adamı 1579 yılında Bosnalı bir meczup tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Paşanın ölümü, Osmanlı'nın duraklama dönemi başlangıcı olarak kabul edilir.

Sokollu Mehmet Paşa, yine Mimar Sinan tarafından yapılan (1568-1569) Eyüpteki türbesine defnedildi.

25.8.08

Saliha Sultan Sebil ve Çeşmesi






Unkapanı Köprüsünün Galata çıkışındadır. http://www.butundunya.com/ Mayıs 2005 sayısında eserle ilgili şöyle yazar.

"4. Mehmed’in eşi 2. Mustafa’nın annesi Valide Sultan arabasıyla gezerken, Azapkapı’nın sokakları arasında küçük bir meydandaki çeşmenin başında, kırılan testisinden elinde kulpu kalmış ağlayan bir kız çocuğu görür ve çocuğu çağırtarak ona para vermek ister. Çocuk ise parayı almaz ve yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla Valide Sultan’a şöyle der: *Testiyi kırdım parası için ağlamıyorum eve su götürmenin üstesinden gelemedim ona ağlıyorum.* Kızın bu sözleri Validenin hoşuna gidince, ailesine haber salınır ve küçük kız saraya alınır. Bu kız
büyüdüğünde 2. Mustafa’nın eşi Saliha Sultan olacak ve 2. Mustafa’ya hamile kaldığında; başında testiyi kırdığı çeşmeyi anımsayıp o küçük çeşmenin yerine daha büyük, daha muhteşem bir çeşme yapılmasını isteyecektir. Onun bu isteğini 1730 tarihinde tahta çıkan, oğlu 1. Mahmud gerçekleştirmiştir. Lale Devri geleneğini sürdüren Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi, ortada yuvarlak bir sebil, iki yanda birer çeşmeden meydana gelmiştir. Tümüyle mermer olan çeşme-sebilin ön cephesi muhteşem güzellikteki bitki motifleriyle bezenmiştir. Yabancı kaynaklarda Galata Çeşmesi olarak anılan Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi’nin Avrupalı ressamlar
tarafından yapılmış gravürleri vardır. 1910’lu yıllarda onarılmak üzere kısmen sökülen sebil-çeşme, araya savaş yıllarının girmesi üzerine, uzun yıllar öylece kalmıştır. 1940’lı yıllara ait fotograflarda çeşmenin çatısının olmadığı görülür. İkinci onarım 1952-53 yılları arasında gerçekleşmiştir. 1957 yılında ise çeşme-sebille bir bütün oluşturan sübyan mektebi yıkılarak, sebil ortada bırakılmıştır."

En son onarım Vakıflar Genel Müdürlüğü girişimiyle ve Kuveyt Türk’ün sponsorluğunda 2006 yılında gerçekleşti.

22.8.08

Rüstem Paşa Hanı (Kurşunlu Han)





Karaköy Perşembe Pazarı'ndadır. Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Rüstem Paşa 28 Kasım 1544 - 6 Ekim 1553 ve 29 Eylül 1555 - 10 Temmuz 1561 tarihleri arasında sadrazamlık yapmıştır. Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan ile evlenmiştir. Bu nedenle 'Damat' sıfatıyla anılır.
Halk arasında Kurşunlu Hanı olarak bilinen hanın kesin yapım tarihi bilinmemektedir. (Bir dönem içinde kurşun imal edilmesi yüzünden Kurşunlu denmektedir.)

Kuyumcular Hanı





Kuyumcular Hanı, 19. yüzyıl eseridir. Pera ve Galata'nın yoğun sosyal hayatının olduğu bu dönemin moda yazım tarzıyla kapıya "Couyoumdjiler Khanı" diye yazılmış. Makine ve Makine parçaları satan esnaf tarafından kullanılıyor günümüzde.

21.8.08

Makbul İbrahim Paşa Camii




Karaköy Perşembe Pazarındadır.(Bulunduğu haliç kıyısındaki alana Mahdum Meydanı denir.) Kanuni Sultan Süleyman'nın sadrazamlarından Makbul İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır. Caminin orjinal hali günümüze ulaşamamıştır. En son 2. Mahmut döneminde onarılsa da bu yapıda günümüze ulaşamamıştır. Günümüzdeki yapı 1913 yılında esnaf tarafından yaptırılmıştır. (Padişahın takdirini alan Paşa "Makbul" lakabıyla anılmış daha sonra padişahın idam emriyle "Makbul" lakabıyla anılmıştır bu yüzden cami her iki isimlede anılır. Paşanın aynı isimle Balkanlarda da bir camii bulunmaktadır.)

20.8.08

Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camii





Kemankeş Kara Mustafa Paşa Camii Karaköy kat otoparkının yanındadır. Kemankeş Mustafa Paşa tarafından 1642 yılında Saint Antonio Kilisesi arsası üzerine yaptırılmıştır. Cami kapısındaki kitabe 1766 tarihini yazmaktadır bu tarih muhtemelen caminin onarım tarihidir.
Caminin hemen yanındaki sübyan mektebi ve çeşme Reisülküttab İsmail Efendi tarafından 1732 yılında yaptırılmıştır.Caminin giriş kapısının iki yanında Hz Süleymanın mührü olan altı köşeli yıldız (Fotoğrafta pek anlaşılmıyor) dikkat çekicidir. Yahudiliğin simgelerinden biri olduğu düşünülen bu yıldız şekli Osmanlı eserlerinde de kullanılmıştır.
Caminin banisi Kemankeş Kara Mustafa Paşa 4. Murat saltanatının son yıllarında ve 1. İbrahim saltanatının ilk yıllarında, 23 Aralık 1638 - 31 Ocak 1644 tarihleri arasında beş yıl bir ay sekiz gün sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. Arnavut kökenlidir. Ok atmadaki ustalığından dolayı "Kemankeş" denilmiştir. (Dönemin başarılı sadrazamlarından sayılır. Saray entrikaları Paşayı Padişahın gözünden düşürmüş, idama kadar götürmüştür. Paşa hakkında bazı kaynaklarda okuma yazma bilmediği yazmaktadır. Osmanlı'nın bu denli yüksek makamında bulunan kişinin okuma yazma bilmediği ne derece doğrudur bilinmez. Belkide saray entrika ve dedikodularından biridir bu...) Kemankeş Mustafa Paşa'nın Bayezid Camii ile Çorlulu Ali Paşa Camii arasındaki kendi medresesi yanında bulunan türbesine defnedilmiştir. Mustafa Paşa'nın türbesi şimdiki Çarşıkapı otobüs durağının bulunduğu yerdeydi. Yol yapılırken türbe ve medrese yıkılmıştır.

1.8.08

Cihangir Camii




Kanuni Sultan Süleyman oğlu Cihangir anısına Mimar Sinan'a 1559'da bir cami yaptırtmıştır. Caminin ilk hali ahşaptı ve ismi Cihannüma idi. 2.Abdülhamit dönemindeki yangından sonra padişahın emri ile aynı yere Cihangir Camiini yaptırmıştır(1889). Son yapılan bu kare planlı camiyi bazı kaynaklar Balyan ailesinin yaptığını iddia etsede(Cami planı Dolmabahçe Camii'ne benzetildiği için) Balyan ailesi kütüğünde bu cami gözükmemektedir.(2.Abdülhamit Yıldız Sarayı'na geçtikten 2 yıl sonra Balyan ailesine Saray mimarlığı vermediği bilinmektedir.)

31.7.08

Avram Kamondo'nun Anıt Mezarı





E-5 üzerinde Mecidiyeköy'den Haliç Köprüsü istikametine giderken Hasköy'de yolun üst kısmında görünen yapının pek çok kişi ne olduğunu bilmez.(Hatta Haritada bile kilise olarak yazılmış) Burası ünlü Galata Bankerlerinden Avram (Abraham) Kamondo'nun anıt mezarıdır.

Kamondo Ailesi Zengin bir Sefarad Yahudi bankacı ailesiydi. Kamondo Ailesi engizisyondan kaçarak ilk önce Venedik’e, ardından İstanbul’a gelmiş, son fertleri II. Dünya Savaşı sırasında Nazi toplama kampı’nda yok edilmişlerdir.

Yahudi cemaatinin önderi olan Abraham (Salomon) Kamondo, 1781'de Ortaköy'de doğdu. 1832'de aile şirketinin başına geçti. Önceleri Osmanlı üst düzey yöneticilerine ve devlete sarraflık ve tefecilik düzeninde sürdürülen borç verme işlemleri , 1845'te Kamondolar'ın kurucuları arasında bulundukları "Dersaadet Bankası" (Banque de Constantinople) aracılığıyla yaptı.(1854'te Kırım Savası sırasında Osmanlı Devleti Avram Kamondo'ya borçlanmıştır. ) Dönemin tüm büyük devlet adamlarının hem yakın dostudur, hem de gizli ya da açık finansörüdür. Bankalar Caddesi’ndeki Kamondo merdivenlerini 1870–1880 yıllarında yaptıran ünlü banker yaşamını yitirince, Hasköy’de kendisinin yaptırdığı anıt mezara devlet töreniyle defnedildi. Kamondo Ailesi'nin yaptırdığı eserler; Kasımpaşa’daki Kuzey Deniz Saha Komutanlığı, Galata Résidence, Serdar-ı Ekrem Sokak’taki Kamondo Hanı, Meşrutiyet Caddesi’ndeki Büyükada Han, Karaköy’de Saatçi Han, Latif Han, Lacivert Han, Yakut Han, Kuyumcular Han, Lüleci Han, Gül Han ve Bankalar Caddesindeki Kamondo Merdivenleri'dir.

Arap Camii






Arap Camii'nin yapım tarihi ve kim tarafından yapıldığı tartışmalıdır. Cami duvarındaki kitabede inşaa tarihi 717 olarak görülmektedir. İstanbul kuşatması için buraya gelen "Mesleme bin Abdülmelik" komutasındaki ordunun buraya cami inşaa ettiği(yada buradaki bir katedrali camiye çevirdiği) Arap ordularının buradan gittikten sonra kiliseye çevrildiği fetihten sonra tekrar cami olduğu görüşlerden birisidir.( Arap ordusunun 150.000 kişi ve 1700 gemisini kaybettiği kuşatma ile ilgili Arap ve Bizans tarihi metinlerde kuşatma sırasında bir caminin yapıldığı geçer.)

Diğer bir görüş ise Wikipedia'da yer alan şu metindeki gibidir.

"Dördüncü Haçlı Seferi'nde Kudüs yerine Konstantinopolis'i ele geçirmeyi yeğleyen Katolikler, 1200'lerin başlarında Pavlus'a adadıkları bir kiliseyi ve yanına Dominiken Mezhebine bağlı bir manastırı Galata'da yaptırmışlardır. Papaların da yakın ilgisini çeken bu manastır ve kilise, bir süre sonra mezhebin kurucusu olan "San Domeniko"nun adının da eklenmesiyle tanınır: San Paolo ve San Domeniko1475'te Fatih, kiliseyi camiye çevirterek vakfına katmıştır. Yirmi yıl sonra da, İspanya'dan çıkartılan Endülüs Arapları'nın bir kısmının, çevredeki mahallelere yerleştirilmesiyle cami, "Arap Camii" olarak tanınır. Caminin Araplara mal edilmesinin bir nedeni de, minareye çevrilen eski çan kulesinin 714'te Şam'da yaptırılan ünlü Emeviye Camii'nin özgün minaresini çağrıştırmasıdır."

Yukarıda belirtilen iki görüşten hangisinin doğru olduğu bilinmiyor.

3. Mehmet ve 1. Mahmut'un annesi Saliha Sultan ve 2. Mahmut'un kızı Adile Sultan değişik dönemlerde Cami'yi onartmış; hünkar mahfili, sebil, çeşme, şadırvan gibi ögeler ekletmişlerdir. Özellikle Saliha Sultan'ın yaptırdığı onarımdan sonra caminin iç düzeni, mahfillerin, mihrabın barok ahşap tasarımlarıyla hayli değişmiştir. 1913-1919 yılları arasındaki kapsamlı onarım sonucu yapı büyük bir değişime uğrar: Avlu duvarı yıkılır, Cami genişletilerek yeniden yaptırılır. Bu tamirat sırasında zeminden çıkan Ceneviz`lilere ait kitabeli ve armalı mezar taşları Arkeoloji Müzesi`ne taşınmıştır. Yine bu onarımlar sırasında mihrabın yanındaki "Mesleme'nin Çilehanesi", "Arap Baba Merkadi" ve çevrede sahabelere ait oldukları düşünülen kabirler düzenlenmiştir.

Cami çevresinin işyerleri ile çevrili olması yapıyı boğmuş etraftan görülmesini engellemiştir.