Fatih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.1.09

Uşşaki Camii



Nazır Mehmet Halil Efendi tarafından 1879 tarihinde Uşşaki dergahı olarak yaptırılmıştır. Tekkenin kapatılması ile başka amaçlarla kullanılan eser 1951-52 yıllarında halkın yardımıyla tamir edilmiş ve ibadete açılmıştır. Çevre duvarına gömülü kitabeli çeşme, tekkeden daha eskidir. 1562 yılında yaptırılmış olan bu çeşmenin kitabesi Ahmet Karahisari'ye aittir.

Uşşaki Camii'nin harita üzerinde görmek için tıklayınız.

Yusuf Şucaaddin Camii



Fatih İlçesi’nde, Balat’ta, Karabaş Mahallesi’nde, Vapur İskelesi Sokağı’nda bulunmaktadır. “Yusuf Şücaüddin Ambarî Camii” ya da “İskele Camii” adları ile de anılır.



Yapı Fatih dönemi alimlerinden olan Yusuf Şücaüddin Ambarî tarafından inşa ettirilmiştir. Caminin giriş kapısı üzerinde bulunan kitabesinden anlaşıldığına göre 1766 ve 1892’de tamir görmüştür. Son olarak 1987’de Haliç’in etrafı açılırken iki yol arasında kalmış ve önemli tamirler görmüştür. Minaresi de batı cephesinden alınarak kuzey cepheye yerleştirilmiştir.Yapının kapısının bitişiğinde yer alan çeşme, 2.Mahmud’un çuhadarcıbaşısı olan Bekir Efendi’nin validesi Hafize Hanım tarafından 1828’de yaptırılmıştır.

Yusuf Şucaaddin Camini harita üzerinde görmek için tıklayınız.

1.12.08

Gazi Ahmet Paşa Külliyesi(Kara Ahmet Paşa)


Topkapı’da bulunan ve cami, medrese, sıbyan mektebi, çeşme ile türbeden oluşan, 16.yy yapısı külliye. Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Kara Ahmed Paşa tarafından yaptırılmasına başlanmıştır.

30.11.08

Üçbaş Camii (Nureddin Hamza Camii)



Fatih Edirnekapı'dadır. Karasu Üçbaş Köyünde doğan Nureddin Hamza tarafından 1532 yılında yaptırılmıştır. Mimar Sinan'ın tarihi tespit edilebilen ilk eseri olmasından ötürü önemlidir. 1989 yılında tekrar yapılmıştır. Minare kaidesi ve kitabesi döneminden kalmadır.
Harita üzerinde görmek için tıklayınız.

10.11.08

Samatya Sahilinden Marmara



Tarihçilerin görece yeni bulgularına bakılırsa, aslında İstanbul'dan daha eski bir yerleşim yeri olduğu anlaşılıyor. Efsanevi Byzas, körlerin şehri karşısında kendi şehrini kurmak üzere buralara geldiğinde, Samatya'da bir köy varmış. Bu köy, ancak Teodosios bugünkü kara surlarını yaptırdığı zaman İstanbul'un içine katılmış.Bizans döneminde bölgenin ismi Psamatia (Kumluk anlamına gelir) idi. Yine bizans döneminde şehrin en büyük limanları olan "Elefterios" ve "Teodosios" buradaydı.
Fatih Sultan Mehmet, devletinin önemli cemaatlerinden Ermenilerle de gerçekleştirmek üzere, iyi tanıdığı Bursa Piskoposu Hovakim'i de İstanbul'a çağırdı ve 1461'de onu İstanbul Ermeni Gregoryen Patriği yaptı. İlk Ermeni Patrikliği Samatya'da kurulmuştu.

Ayvansaray



Semt ismini Blaherna (Blekernai) Sarayı'ndan alıyor. "Eyvanlı Saray"ın geçmişten günümüze değişmiş halidir.
Blaherna Sarayı istanbul surlarının dışında yer alıyordu. Saray, 7. yüzyılda İmparator Heraklios devrinde surların genişletilmesi sırasında surların içinde yer aldı. Latin işgali sırasında yağmalandı. Günümüzde bahsi geçen saraydan geriye birkaç taşparçası kalmıştır. (Bölgedeki birçok evin temel ve duvar taşları bu saraydan kalanlarla yapılmıştır)

Tekfur Sarayı



Blaherna Sarayı'ndan kalan tek bölüm olan Tekfur Sarayı...(Konstantinos Porfirogennetos Sarayı). Dethier burayı ayrıca "Hebdomon" ve "Taç Sarayı" adlarıyla anıyor. Bu saray parçası bir zaman Osmanlı sarayının fil ve zürafa gibi hayvanlarının kapatıldığı yer olmuş. 18. yüzyılda ise, İznik'te artık ölen çiniciliği canlandırmak isteyen yenilikçi Sadrazam İbrahim Paşa burada bir çini imalathanesi kurdurmuş.

Daha önce "Ayvansaray" yazısında Blaherna (Blakernai) ile ilgili birşeyler yazmıştım.

Harita üzerinde görmek için tıklayınız.

Ali Yazıcı Camii



Fener semtindedir. Cami'nin bugün ki kitabesinde şöyle yazmaktadır;
"Fener Kapısı Mescidi" ismiyle de anılan cami, Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılmıştır. Surlarda görevli askerler için inşa edildiği ve Sultan Fatih'in de bizzat burada namaz kıldıgı rivayet edilmektedir.
İlk inşa tarihi kesin olarak bilinmeyen mescid, yangında harab olmuş ve Süzgeççi Yusuf Yazıcı tarafından ihya edilmiştir. H. 1308/ 1890-91 tarihinde Hacı Raşid Efendi tarafından yeniden yaptırılmıştır.

Harita üzerinde görmek için tıklayınız.

Arakiyeci İbrahim Ağa Camii



Arakiyeci İbrahim Ağa Tarafından 1591 yılında yaptırılmıştır. Takkeci Camii olarak bilinir. Bu cami hakkında ayrıntılı bilgi Mustafa Cambaz tarafından verilmiş. Mustafa Cambaz'ın web sitesine ulaşmak için tıklayınız.
Harita üzerinde görebilmek için tıklayınız.

20.10.08

Bozdoğan (Valens) Kemeri



Belgrad ormanlarından şehre (Beyazıt Meydanı'ndaki "Maximum Nimpheum"a) su getirmek amacıyla toplam 250 Km uzunluktaki su kemerlerinin Saraçhane kısmını oluşturan dev yapı... Bizans İmparatoru Valens döneminde (371) yapımı tamamlanmıştır bu yüzden "Valens Kemeri" olarak bilinir. Kemer inşaatında Kadıköy'ü çevreleyen surların kullanıldığı rivayet edilir.Günümüzdeki Bozdoğan isminin nereden geldiği ile ilgili birkaç ihtimal var; Boz renkli doğanların bu bölgede yetiştirilebileceği... Yeniçerilerin kullandığı ucu topuzlu savaş aletine bozdoğan demeleri (bu bölgede daha önceleri yeniçeri odaları mevcuttu. daaha önceki saraçhane yazımda fotoğraf çektiğim yer odaların olduğu yerdir.) yada "boz renkli kemer" manasına gelen dönem Türkçesi ile "Buzluğan" kelimesinin zamanla Bozdoğan'a dönüşmesi.Osmanlı Dönemi'nde de kullanılan bu dev su sistemi Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan'a onartılmış ve yeni hatlar ilave edilmiştir. Wikipedia'da yazdıklarımın dışında kemerle ilgili teknik birçok ayrıntıyı bulabilirsiniz. Harita üzerinde görmek için tıkalayınız...

14.10.08

Kız Taşı (Markianos Sütunu)


Fatihtedir. 450-457 yıllarında yapılmıştır. Bizans dönemindeki ismi Markianos Sütunu'dur. Sütunun bulunduğu meydana "Forum Amastrianon" deniliyordu. Söylenceye göre Kıztaşı denmesinin sebebi altından geçen kızlara bakire olup olmadıklarını fısıldamasıymış taşın... Bizans döneminde idamlık mahkumların cezalarının infaz edildiği meydanlardan biriydi.

Taşın etrafı 1908 yılına kadar ahşap evlerle kaplıyken. Büyük Çırçır yangınından sonra tekrar meydan olarak düzenlenmiş. Muhtemelen bu sütunun üzerinde İmparator Makianos'un heykeli bulunuyordu.

Haritadaki yeri için tıklayınız.

10.9.08

Nalıncı Mehmet Türbesi



Unkapanı’nda, eski Cibali Tütün Fabrikası’nın arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır. Nalıncı Baba’nın asıl adı, Muhammed Mimi Efendi’dir. Bergamalıdır. 1592’de vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve onu evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Bir tekke ile adını yaşattı...

Bir gazetede Nalıncı Mehmet Türbesi ile ilgili hikayeleştirilmiş şu metine rastladım.

Murat Han (3. Murat) o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra
vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

- Akşam garip bir rüya gördüm.

- Hayırdır inşallah.

- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz.

- Nasıl yani?

- Hazırlan dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd’a çıkar, döner Vefaya. Zeyrekten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar ‘Kimdir bu?’ Ahali Aman hocam hiç bulaşma.’ derler, Ayyaşın, meyhur’un biri işte!’- Nereden biliyorsunuz?- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz. Bir başkası tafsilata girer. ‘Biliyor musunuz?’ der, Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine.’ Hele yaşlının biri çok öfkelidir: ‘İsterseniz komşulara sorun.’ der, ‘Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?’ Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.

- Nereye?

- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebaamızdır. Defnini tamamlasak gerek.

- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

- Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından.

- Aman efendim. Nasıl kaldırırız?

- Basbayağı kaldırırız işte.

- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini...

- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.

- Şurada bir mahalle mescidi var ama...

- Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin?

- Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden.

- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi
dedin. Haydi yüklenelim.Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır
‘Sultanım’ der, Yanlış yapıyoruz galiba’.

- Nasıl yani?

- Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kimbilir hanımı vardı belki,
belki de yetimleri?

- Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar
soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. ‘Hakkını helal et evladım.’ der, ‘Belli ki çok yorulmuşsun.’ Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar.ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. ‘Biliyor musun oğlum?’ diye dertli dertli söylenir, ‘Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.’

- Niye?

- Ümmet-i Muhammed içmesin, diye.

- Hayret.

Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. ‘Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım.’ derdi. Öyleyse şimdi dinleseniz gerek...’ O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum.

- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.

- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. ‘Öyle bir imamın
arkasında durmalı ki...’ derdi, ‘Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.’

- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi.- İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün ‘Bakasın Efendi!’ dedim, ‘Sen böyle böyle yapıyorsun; ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada’.

- Doğru öyle ya?

- ‘Kimseye zahmetim olmasın!’ deyip mezarını kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. ‘İş mezarla bitiyor mu?’ dedim. ‘Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?’

- Peki o ne dedi?

- Önce uzun uzun güldü, sonra Allah büyüktür hatun.’ dedi, ‘Hem padişahın işi ne?’

(Zaman Gazetesi Ailem Eki 4 Şubat 2006 Sayısından alınmıştır.)

4.9.08

Yavuz Sultan Selim Türbesi



Yavuz Sultan Selim Camii haziresindedir. Türbe 1523 yılında Mimar Acem Ali tarafından yapılmıştır. Türbedeki tek sanduka 8 yıl Osmanlı padişahlığı yapan Yavuz Sultan Selim'e ait. Bu sandukanın üzerinde ilginç hikayesi olan bir kaftan durur. Mısır Seferi sırasında sultanla beraber gelen bilgin Kemalpaşazade'nin atının ayağından sıçrayan çamur Yavuz'un kaftanını kirletir. Sert yapısıyla kendisinden çok korkulan Yavuz Sultan Selim, beklenmeyen bir tepki göstererek şöyle söyler;

"Bir âlimin atının ayağından sıçrayan çamur, bana şeref verir. Öldüğüm zaman, bu çamurlu kaftanı, sandukamın üzerine koysunlar"

Kaftan halen sandukanın üzerinde durmaktadır.

Yavuz Sultan Selim Camii haziresinde ayrıca, hanımı Hafza Sultan (1894 yılındaki depremde hasar gören türbe) , Sultan Süleyman'nın çocukları, Sultan Abdülmecit (1855 yılında Balyan ailesi tarafından yapılan türbe), Abdülmecit'in kızları Servetseza ve Cemile yatmaktadır.

Yavuz Sultan Selim'le ilgili ayrıntılara buradan, türbeyle ilgili ayrıntılara buradan ulaşabilirsiniz.

Yavuz Sultan Selim Camii





Fatih Çarşamba'dadir.(Fatih Sultan Mehmed istanbul'u fethinden sonra kentin Osmanlılaşması için Samsun Çarşamba ahalisini buraya yerleştirtmiştir. Bu nedenle semtin ismi Çarşamba olmuştur) İstanbul'un 7 tepesindeki 7 selatin (Sultan) camiden biridir. Haliç'e en yakın olan tepede inşa edilmiştir. İnşa tarihi 1522 olup, mimarı tartışmalıdır. Mimar Acem Ali'ye mi, Mimar Sinan'a mı ait olduğu (Tezkiretül Bünyan'da Sinan'ın eserleri listesinde caminin adı geçmez)açık değildir. Evliya Çelebi, Mimar Sinan'a aittir diye yazar.

Cami Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmaya başlanmış oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamamlanmıştır.

Külliyede caminin dışında, sıbyan mektebi, türbe ve imaret bulunuyor. (imaret yok oldu onun yerinde Kız Meslek Lisesi var)

Bu caminin bahçesinden İstanbul'un en güzel manzaralarından birini görebilirsiniz.
Bahsetmeden geçmeyelim caminin çarşambaya bakan tarafındaki büyük çukur Aspar Sarnıcı'dır. 5. Yüzyıl yapısı olduğu sanılmaktadır. Sarnıca ismini veren Bizans Hükümdarı Flavius Ardabarius Aspar'dır. Sarnıç Osmanlıdan günümüze halk arasında Çukurbostan olarak anılır.

2.9.08

Zeyrek Camii







Unkapanı'nda Zeyrek semtindedir. Buraya ilk yapıyı Bizans İmparatoru İoannes Komnenos'un eşi Eirene yaptırmıştır. "Evrenin hakimi İsa" anlamı taşıyan Christ Pantokrator şapelinin yapım tarihi 1118-1124 yıllarıdır. Eşinin ölümünden sonra İoannes Komnenos ilk yapının yanına bir kilise daha yaptırdı ve Theotokos Eleousa'ya adadı. Daha sonra bu iki yapı birleştirildi ve Komnenos ve Palaiologos hanedanlıklarının İmparatorluk mozelesi haline geldi. Tüm bu yapıların mimarı Nikeforos'tur.

Yukarıda saydığımız bu yapı bloğunun altında Fokas Sarnıcı bulunur.

Latin işgali döneminde yapıdaki kutsal eşyalar yağmalandı. Bu eşyalardan biri Hz. İsa'nın gerildiği düşünülen çarmığın bir parçasıydı(Fransa'da). Buradan yağmalanan birçok eser Venedik'teki Saint Marco Kilisesi'ndedir.

İstanbul'un fethinden hemen sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından atanan ilk patrik Gennadios bu kilisede görevliydi.

Pantokrator Kilisesi, Fatih Sultan Mehmet tarafından bir medreseye dönüştürüldü. Medresenin ilk müderrisi Molla Zeyrek Efendidir. Zeyrek Farsça "zeki" manasına gelir.Ekşi sözlükte "grimaud" nickli kullanıcı camiye çevrildikten sonraki tadilatları şöyle anlatır."Evliya Çelebi, on altıncı yüzyılda mimar sinan tarafından temizlenen ve onarılan camide “kubbe ve kemerler içinde altın sürülmüş resimler” gördüğünü, sütunların “kıymetli taşlardan” yapıldığını belirtir. Molla Zeyrek Camii, 1756’da bölgede önemli ölçüde tahribat yapan cibali yangınından ya da 1766’daki büyük depremden sonra, ciddi bir onarımdan geçtiği belirtilmektedir. bu tamirat sırasında, kubbeleri taşıyan sütunların yerlerine bugün mevcut olan barok üslubundaki payeler ile mihrap ve hünkar mahfili yapılmıştır."

Zeyrek Camii'nin restorasyonu yıllardır sürmekte. Restorasyonla ilgili buradan bilgi alabilirsiniz.

28.8.08

Üskübi Çakır Ağa Camii



Küçük Mustafa Paşa semtinde, Kadir Has Üniversitesi'nin arkasındadır. Üsküplü Çakır Ağa, Fatih Sultan Mehmet'in "Çağırıcıbaşısı" dır. Dolayısıyla cami fetih dönemi camilerindendir. Üskübi Çakır Ağa'nın dördü istanbul, biri silivri, digeri Edirne'de olmak üzere altı adet mescidi vardır.Kanuni devrinde defterdar Süleyman Efendi tarafından Mimar Sinan'a tamir ettirilmiş ve mimber koyulmuştur. 1874 yılında yangında hasar görmüş ve tarmir edilmiştir. Son kez 1989 yılında tamir görmüştür. Bazı duvar parçaları Mimar Sinan devrine aittir.

25.8.08

Şazeli Tekke Camii ve Kahvenin Hikayesi





Unkapanı Tekel Binası arkasındadır. Daha önce Beşiktaş'ta Ertuğrul Tekke Camii'nin anlatımında karşılaştığımız Şazili Tarikati oldukça eski bir tarikat. Tarikat Hacı Bektaşi Veli dergahında 12 post sahibi pirinden 9. olan Şeyh Şazili'ye dayanır.(Kahveci Postu) Kahveyi ilk kez Arabistan'daki Moka'da bulan Şeyh Şazilidir. (Şey Şazili'nin ismi uzun yazılışıyla... "Ebul Hasan Ali Bin Abdullah Abdulcabbar el Şerif el Zarcilli") Şeyh Şazili'nin kurucusu olduğu tarikat Osmanlı içerisinde oldukça yaygınlaşmış bu yolla kahve Osmanlı coğrafyasına (Avrupa'ya) yayılmıştır.

Tüm kahvecilerin pîri addedilen Şeyh Şazelî hakkında, eski İstanbul kahvehanelerinin duvarlarında asılı duran övgü sözleri bulunurdu. O çerçeveler içinde; "Her seherde besmeleyle açılır dükkanımız, Hazreti Şazelî'dir pirimiz, üstadımız. Bu kahve öyle bir kahvedir ki, her usûlü ha safa içinde, sakin olanlar çekmesin asla cefa" diye yazardı.

2. Abdülhamid Şazili Tarikati mensubuydu.(Bunu ıspatlayan mektup..) Ayrıca Şazili Şeyhi Muhammed Zafir'in yakın dostuydu. Padişahlığı döneminde Şazili Tarikati tekkelerini onartmıştır. (Şazili tarikati mensupları genellikle marangozlukla uğraşır. Abdülhamid iyi bir marangoz ustasıydı ve bu tekkelerdeki ahşap işlerinde kendi eserlerinide kullanmıştır.)Unkapanı'ndaki bu tekkede Şazili Tarikatına ait bir ibadethaneydi. Kapısındaki kitabede şöyle yazar.

"Ahmed Halil Ağa tarfından yaptırılan tekkenin inşaa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Şeyh yüzyılın başlarında vefat ettiğinden bu dönemlerde inşaa edildiği anlaşılmaktadır. Kaynaklarda "Balmumcu Şeyh Seyyid Ahmed Tekkesi* veya "Şem'İ Şeyh Ahmed Tekkesi" gibi isimlerle de anılmaktadır.Tekke bir yangınla harab olmuş, 1886-87 tarihli tamir kitabesinden anlaşıldığı üzere 2. Abdülhamid tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. 1925'e kadar faaliyetlerini sürdüren tekkenin tevhidhanesi dışındaki bölümleri zamanla yok olmuştur. Mescid-tevhidhane bakımsız kalmiş ve bîr dönem Zeyrek Spor Kulübü lokali olarak kullanılmıştır. Fatih Müftülüğü ve hayırseverlerin gayretiyle 1989 yılı ramazan ayında tekrar ibadete açılmıştır.Dikdörtgen planlı caminin duvarları taş-tuğla örgülü, çatısı ahşaptır. Tavanın ortasında çatı altında gizlenen bir ahşap kubbe vardır."

22.8.08

Hagios Polieuktos Kilisesi (Paliektos Sarayı)



İstanbul Belediye Sarayı'nın Fatih isrikametinde yolun karşısındadır. Kalıntılar 1960'larda Haşim İşcan yeraltı geçidi yapılırken ortaya çıkarılmıştır. Bazı değerli parçalar Arkeoloji Müzesine kaldırılmıştır.
Hagios Polieuktos Kilisesi İstanbul'da Doğu Roma döneminden kalma kilisedir. Ayasofya'dan önce kentin en büyük bazilikalarından biridir. 524-527 yılları arasında Hıristiyan olduğu için öldürülen Romalı asker Polieuktos'un adına yaptırılmıştır.(Palieuktus 251 yılında öldürülmüştü) Bezemeleri, geç Roma sanatının en önemli örneklerinden olan sütun başlıkları ve mimari görkemiyle ünlüdür. Kilisenin eski Anikia Iuliana sarayının kilisesi olduğu söylenir. 2500 metrekarelik bir alana yapılmıştır.
Kilisenin 12. yüzyılda terkedildiği ve mimari bezemelerinin Haçlılardan önce ve Haçlılar tarafından yağmalandığı anlaşılmaktadır. Venedik'teki San Marco Kilisesi'ndeki bazı fragmanlar ve Piazetta'da bulunan bezemeli payandalar bu kiliseden götürülmüştür.

21.8.08

Haraççı Kara Mehmet Camii



Kadir Has Üniversitesi'nin(Unkapanı) arkasında Üskübi Caddesi üzerindedir. Caminin kitabesinde şöyle yazmaktadır;
"Hoca Kara Mehmed Muhyiddin b. Ali Bey el-Haracî tarafından yaptırılan mescidin h. 279/1475 tarihli vakfiyesinden, bu tarihten Önce yapıldığı anlaşılmaktadır. Fâtih devri eseri olan mescidin çok zengin evkafa sahip olduğu da bilinmektedir.(evkaf=vakıflar)1887 ve 1959'da tamir gören kare planlı mescid; 1965 tarihinde halkın yardımıyla devrinden kalan minare kaidesi dışında tamamen yenilenmiş, duvarlar daha ince moloz taşıyla örülmüştür."

18.8.08

Hamamı Muhyiddin Camii





İstanbul'un birçok semtinde karşımıza çıkan Fatih'in askerlerinin yaptırdığı eserlerden biri Balat'ta karşımıza çıkıyor. Bu eser Fatih Sultan Mehmet'in Hamamcıbaşısı tarafından yapılmış. Caminin kitabesinde şöyle yazıyor;

"Muhyiddin Hammâmi tarafından yaptırılan camının kesin tarihi bilinmemekle beraber vakıf tarihi olan H. 907/1501'den önce yapıldığı anlaşılmakladır.Taş ve tuğla duvarlı, ahşap çatılı cami 1719 Balat yangınında harap olmuş. Melek Ahmet Ağa tarafından yanına bir mekteb ilavesiyle yeniden yaptırılmıştır. 1954'te işgal edilerek dökümhane olarak kullanılmış, daha sonra dernek tarafından ihya edilerek ihadete açılmıştır. Banisi mihrab önünde medfundur."