Tarihi Eser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihi Eser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.10.08

Kız Taşı (Markianos Sütunu)


Fatihtedir. 450-457 yıllarında yapılmıştır. Bizans dönemindeki ismi Markianos Sütunu'dur. Sütunun bulunduğu meydana "Forum Amastrianon" deniliyordu. Söylenceye göre Kıztaşı denmesinin sebebi altından geçen kızlara bakire olup olmadıklarını fısıldamasıymış taşın... Bizans döneminde idamlık mahkumların cezalarının infaz edildiği meydanlardan biriydi.

Taşın etrafı 1908 yılına kadar ahşap evlerle kaplıyken. Büyük Çırçır yangınından sonra tekrar meydan olarak düzenlenmiş. Muhtemelen bu sütunun üzerinde İmparator Makianos'un heykeli bulunuyordu.

Haritadaki yeri için tıklayınız.

10.10.08

Ihlamur Yıldız Yolu Dikilitaşları


Çocukluğumda etrafında oynadığım bu taşlar... 2. Mahmut döneminde silah ve top atışlarındaki başarıların nişanesi olarak buraya dikilmişler. Daha önce yine bu noktadaki "Süslü Karakol" ile ilgili yazdıklarımda bahsetmiştim bu taşlardan. Panoramik resimde altta tarafta kalan Ihlamur Camii Kuran Kursu yanındaki diğer taş görünmüyor.

10.9.08

Nalıncı Mehmet Türbesi



Unkapanı’nda, eski Cibali Tütün Fabrikası’nın arkasında, Haraçzade Camii karşısındadır. Nalıncı Baba’nın asıl adı, Muhammed Mimi Efendi’dir. Bergamalıdır. 1592’de vefat etti. Cenaze hizmetlerini bizzat padişah gördü ve onu evine defnetti. Kabri üzerine bir kubbe, önüne bir çeşme koydurdu. Bir tekke ile adını yaşattı...

Bir gazetede Nalıncı Mehmet Türbesi ile ilgili hikayeleştirilmiş şu metine rastladım.

Murat Han (3. Murat) o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister, sonra
vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?

- Akşam garip bir rüya gördüm.

- Hayırdır inşallah.

- Hayır mı, şer mi öğreneceğiz.

- Nasıl yani?

- Hazırlan dışarı çıkıyoruz.

Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki padişah hâlâ gördüğü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri ve kararlı adımlarla Beyazıd’a çıkar, döner Vefaya. Zeyrekten aşağılara sallanır. Unkapanı civarlarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatli bakınır. İşte tam o sıra, orta yerde yatan bir ceset gözlerine batar. Sorarlar ‘Kimdir bu?’ Ahali Aman hocam hiç bulaşma.’ derler, Ayyaşın, meyhur’un biri işte!’- Nereden biliyorsunuz?- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz. Bir başkası tafsilata girer. ‘Biliyor musunuz?’ der, Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar Çarşısı’nda çalışır, nalının hasını yapar. Ancak kazandıklarını içkiye, fuhşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem nerede namlı mimli kadın varsa takar peşine.’ Hele yaşlının biri çok öfkelidir: ‘İsterseniz komşulara sorun.’ der, ‘Sorun bakalım, onu bir kere olsun cemaatte gören olmuş mu?’ Hasılı mahalleli döner ardını gider. Bizim tebdil-i kıyafet mollalar kalırlar mı ortada. Tam vezir de toparlanıyordur ki padişah önünü keser.

- Nereye?

- Bilmem. Bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.

- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem. Ama biz gidemeyiz. Öyle veya böyle tebaamızdır. Defnini tamamlasak gerek.

- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.

- Olmaz. Rüyadaki hikmeti çözemedik daha.

- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?

- Mollalığa devam. Naaşı kaldırmalıyız en azından.

- Aman efendim. Nasıl kaldırırız?

- Basbayağı kaldırırız işte.

- Yapmayın etmeyin sultanım, bunun yıkanması paklanması var. Tekfini, telkini...

- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.

- Şurada bir mahalle mescidi var ama...

- Olmaz. Vefat eden sen olaydın nereden kalkmak isterdin?

- Ne bileyim Ayasofya’dan, Süleymaniye’den. En azından Fatih Camii’nden.

- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi
dedin. Haydi yüklenelim.Ve gelirler camiye. Siyavuş Paşa sağa sola koşturur kefen, tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa. Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki naaş ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur aydınlanır alnında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin ona keza. Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine hayli vardır daha. Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır
‘Sultanım’ der, Yanlış yapıyoruz galiba’.

- Nasıl yani?

- Heyecana kapıldık, cenazeyi sorup araştırmadan getirdik buraya, Kimbilir hanımı vardı belki,
belki de yetimleri?

- Doğru. Öyle ya. Neyse, sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim.

Vezir cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar
soruşturur, nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi metanetle dinler, sanki bu vefatı bekler gibidir. ‘Hakkını helal et evladım.’ der, ‘Belli ki çok yorulmuşsun.’ Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar.ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, belki hatıralara dalar. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından. ‘Biliyor musun oğlum?’ diye dertli dertli söylenir, ‘Bizim efendi bir âlemdi vesselâm. Akşamlara kadar nalın yapar, ama birinin elinde şarap şişesi görmesin, elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya.’

- Niye?

- Ümmet-i Muhammed içmesin, diye.

- Hayret.

Sonra malum kadınların ücretini öder eve getirirdi. ‘Ben sizin zamanınızı satın aldım mı, aldım.’ derdi. Öyleyse şimdi dinleseniz gerek...’ O çeker gider, ben menkıbeler anlatırdım onlara. Mızraklı İlmihal, Hüccet-ül İslâm okurdum.

- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki.

- Milletin ne sandığı umurunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. ‘Öyle bir imamın
arkasında durmalı ki...’ derdi, ‘Tekbir alırken Kâbe’yi görmeli.’

- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi.- İşte bu yüzden Nişanca’ya, Sofular’a uzanırdı ya. Hatta bir gün ‘Bakasın Efendi!’ dedim, ‘Sen böyle böyle yapıyorsun; ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada’.

- Doğru öyle ya?

- ‘Kimseye zahmetim olmasın!’ deyip mezarını kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. ‘İş mezarla bitiyor mu?’ dedim. ‘Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?’

- Peki o ne dedi?

- Önce uzun uzun güldü, sonra Allah büyüktür hatun.’ dedi, ‘Hem padişahın işi ne?’

(Zaman Gazetesi Ailem Eki 4 Şubat 2006 Sayısından alınmıştır.)

9.9.08

Lohusa Kadın Türbesi





Bir arkadaşımın evinin tavanrasında birşeyler aranırken "Tarihimizde Yaşanan Garip Vak-alar" adında 1950'li yıllarda basılmış bir kitap bulmuştum. Kitap gerçekten ürpertici bazı tarihi olayları anlatıyordu. Lohusa Kadın Türbesi'nin hikayesini ilk kez bu kitapta okumuştum. Gerçekten korku filmi kıvamında..

1647 yılında vefat eden 'Lohusa' ya da esas adıyla Rahime Sultan'ın kabri, Şişhane'den Kasımpaşa'ya inen yolun sağındadır."http://zembil-sarkasiya.blogspot.com/" sitesinde bu türbenin hikayesi şöyle anlatılır.

"Hikayeye göre, seferde olan bir yeniçerinin hamile karısı doğurmasına çok az kala vefat eder ve o zamanlar mezarlık olan bu bölgeye gömülür. Karısının defnedilmesinden birkaç gün sonra seferden dönen yeniçeri mezarı ziyaret edince, mezardan ağlama sesleri geldiğini fark eder. bebek toprağın altında doğmuş, geçen birkaç günde de hernasılsa hayatta kalabilmiştir. bunun üzerine mezar kazılıp çocuk çıkarılmış, mezarın üzerine bir türbe yapılmış, adına da loğusa kadın türbesi denilmiş."

Yukarıdaki hikayede anlatılan çocuğa 'Meyyitzade' yani "ölüden doğan" denir. Müeyyitzade 1.Ahmet döneminde yaşamış devrin büyük alimlerinden biri olmuştur.

Lohusa Kadın türbesi içerisinde Rahime Sultan, Müeyyitzade ve kime ait olduğu bilinmeyen 2 tane sanduka bulunmaktadır.

8.9.08

Sultan 2.Mahmut, Abdülaziz, 2.Abdülhamit Türbesi



Bab-ı âli yokuşu, Çemberlitaş çıkışındadır. Türbe Sultan 2.Mahmud için yapıldı. Sonra Osmanlı hanedanı ve ünlü devlet adamları, şairler, fikir adamları, önemli bürokratlar ve Sultan Abdülaziz ile Sultan 2. Abdülhamit te buraya defnedildi.

4.9.08

Yavuz Sultan Selim Türbesi



Yavuz Sultan Selim Camii haziresindedir. Türbe 1523 yılında Mimar Acem Ali tarafından yapılmıştır. Türbedeki tek sanduka 8 yıl Osmanlı padişahlığı yapan Yavuz Sultan Selim'e ait. Bu sandukanın üzerinde ilginç hikayesi olan bir kaftan durur. Mısır Seferi sırasında sultanla beraber gelen bilgin Kemalpaşazade'nin atının ayağından sıçrayan çamur Yavuz'un kaftanını kirletir. Sert yapısıyla kendisinden çok korkulan Yavuz Sultan Selim, beklenmeyen bir tepki göstererek şöyle söyler;

"Bir âlimin atının ayağından sıçrayan çamur, bana şeref verir. Öldüğüm zaman, bu çamurlu kaftanı, sandukamın üzerine koysunlar"

Kaftan halen sandukanın üzerinde durmaktadır.

Yavuz Sultan Selim Camii haziresinde ayrıca, hanımı Hafza Sultan (1894 yılındaki depremde hasar gören türbe) , Sultan Süleyman'nın çocukları, Sultan Abdülmecit (1855 yılında Balyan ailesi tarafından yapılan türbe), Abdülmecit'in kızları Servetseza ve Cemile yatmaktadır.

Yavuz Sultan Selim'le ilgili ayrıntılara buradan, türbeyle ilgili ayrıntılara buradan ulaşabilirsiniz.

Yavuz Sultan Selim Camii





Fatih Çarşamba'dadir.(Fatih Sultan Mehmed istanbul'u fethinden sonra kentin Osmanlılaşması için Samsun Çarşamba ahalisini buraya yerleştirtmiştir. Bu nedenle semtin ismi Çarşamba olmuştur) İstanbul'un 7 tepesindeki 7 selatin (Sultan) camiden biridir. Haliç'e en yakın olan tepede inşa edilmiştir. İnşa tarihi 1522 olup, mimarı tartışmalıdır. Mimar Acem Ali'ye mi, Mimar Sinan'a mı ait olduğu (Tezkiretül Bünyan'da Sinan'ın eserleri listesinde caminin adı geçmez)açık değildir. Evliya Çelebi, Mimar Sinan'a aittir diye yazar.

Cami Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılmaya başlanmış oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından tamamlanmıştır.

Külliyede caminin dışında, sıbyan mektebi, türbe ve imaret bulunuyor. (imaret yok oldu onun yerinde Kız Meslek Lisesi var)

Bu caminin bahçesinden İstanbul'un en güzel manzaralarından birini görebilirsiniz.
Bahsetmeden geçmeyelim caminin çarşambaya bakan tarafındaki büyük çukur Aspar Sarnıcı'dır. 5. Yüzyıl yapısı olduğu sanılmaktadır. Sarnıca ismini veren Bizans Hükümdarı Flavius Ardabarius Aspar'dır. Sarnıç Osmanlıdan günümüze halk arasında Çukurbostan olarak anılır.

2.9.08

Zeyrek Camii







Unkapanı'nda Zeyrek semtindedir. Buraya ilk yapıyı Bizans İmparatoru İoannes Komnenos'un eşi Eirene yaptırmıştır. "Evrenin hakimi İsa" anlamı taşıyan Christ Pantokrator şapelinin yapım tarihi 1118-1124 yıllarıdır. Eşinin ölümünden sonra İoannes Komnenos ilk yapının yanına bir kilise daha yaptırdı ve Theotokos Eleousa'ya adadı. Daha sonra bu iki yapı birleştirildi ve Komnenos ve Palaiologos hanedanlıklarının İmparatorluk mozelesi haline geldi. Tüm bu yapıların mimarı Nikeforos'tur.

Yukarıda saydığımız bu yapı bloğunun altında Fokas Sarnıcı bulunur.

Latin işgali döneminde yapıdaki kutsal eşyalar yağmalandı. Bu eşyalardan biri Hz. İsa'nın gerildiği düşünülen çarmığın bir parçasıydı(Fransa'da). Buradan yağmalanan birçok eser Venedik'teki Saint Marco Kilisesi'ndedir.

İstanbul'un fethinden hemen sonra, Fatih Sultan Mehmet tarafından atanan ilk patrik Gennadios bu kilisede görevliydi.

Pantokrator Kilisesi, Fatih Sultan Mehmet tarafından bir medreseye dönüştürüldü. Medresenin ilk müderrisi Molla Zeyrek Efendidir. Zeyrek Farsça "zeki" manasına gelir.Ekşi sözlükte "grimaud" nickli kullanıcı camiye çevrildikten sonraki tadilatları şöyle anlatır."Evliya Çelebi, on altıncı yüzyılda mimar sinan tarafından temizlenen ve onarılan camide “kubbe ve kemerler içinde altın sürülmüş resimler” gördüğünü, sütunların “kıymetli taşlardan” yapıldığını belirtir. Molla Zeyrek Camii, 1756’da bölgede önemli ölçüde tahribat yapan cibali yangınından ya da 1766’daki büyük depremden sonra, ciddi bir onarımdan geçtiği belirtilmektedir. bu tamirat sırasında, kubbeleri taşıyan sütunların yerlerine bugün mevcut olan barok üslubundaki payeler ile mihrap ve hünkar mahfili yapılmıştır."

Zeyrek Camii'nin restorasyonu yıllardır sürmekte. Restorasyonla ilgili buradan bilgi alabilirsiniz.

1.9.08

Yeraltı Camii (Kurşunlu Mahzen)





Karaköy Kemankeş Caddesi üzerindedir. Alışılagelmiş mimarinin çok dışında bir yapıya sahip bir camidir Yeraltı Camii... Yine pek raslamadığımız Camiye ait bir web sitesinin oluşu...

Aslında bu yapı Bizans döneminde(imparator 2. Tiberios 572-582) gemicilerin Halic'e girişini önlemek için Galata-Sirkeci arasinda çekilen zincirin bir ucunun bağlandigi kuledir. Fetih sırasında gemileri Haliç'e sokabilmek için karadan götürmek gerekmişti. Bahsi geçen kulenin hemen altında bir mahzen bulunuyor. Mahzen oldukça basık tavanlı. Mahzen nasıl olduda cami olarak kullanıldı sorusunun cevabını almak için 714 yılına kadar dönmemiz gerekli. Arap Camii bahsinde geçen Mesleme bin Abdulmelik komutasındaki İslam ordularının İstanbul'a fetih için geldiğini anlatmıştım. Bu ordunun askerlerinden Hz.Vehb bin Hüseyre, Hz.Amr ibn As ve Hz.Süfyan bin Üveyre'nin türbeleri mahzen içindedir. Şeyh Murad Efendizade Şeyh Mehmet Efendi mahzen içerisindeki türbeleri keşfetmiş, Çorlulu Mustafa Bahir Paşa tarafından cami haline getirmiştir(1752-1756). Minaresi 1. Mahmut tarafından yaptırılmıştır.

Cami "Kurşunlu Mahzen Camii" olarak anılır. Bunun sebebi burada şehitlerini bırakarak Şam'a dönen Emevi ordusunun, mahzen kapısının açılmasını engellemek için kapıya kurşun dökmesidir.

Cami ile ilgili başka bir not Ocak 1932'de, ilk Türkçe Kuran'ın burada okutulmasıdır.

29.8.08

Sokollu Mehmet Paşa Camii (Azapkapı)






Unkapanı Atatürk Köprüsünün galata tarafındadır. Bu bölgeye Azapkapı deniliyor. Sebebi, Osmanlıda eyalet askerlerinin yaya olan kollarından bir sınıfın ismi "azepler"(yada azaplar) dır. İşte bu azap askerlerinin bir kısmı tersanelerde çalıştırılırdı(azban-ı tersane). Azapkapı ismi buradan gelmekte. (azap aynı zamanda bekar erkeklere verilen bir sıfattır)

Sokollu Mehmet Paşa Camii adı ile İstanbul'da iki cami bulunmaktadır. Biri kadırgada diğeri Azapkapıda. Kadırgadaki camiyi daha önce anlatmıştım. Gelelim Azapkapıdakine...Sokollu Mehmet Paşa Tarafından 1577 yılında Mimar Sinan'a yaptırılmıştır. Mimar Sinan, Edirne Selimiye Camii'ne benzer bir planı kullanmış bu eserinde. Minare ana yapıdan ayrık bir şekilde inşaa edilmiş bir kemerle yapıya bağlanmış bu pek sık rastlanır bir mimari değil.

Yapı 1894'teki büyük depremde hasar gördü. Minaresi asıl uslubuna uymayan bir şekilde tekrar yapıldı. Cami 1941 ve 1958 yılındaki onarımlarda bu genel estetiğe aykırı minaresi yıkılarak günümüzdeki klasik tarz minare tekrar yapıldı. Aynı onarımda cami çevresindeki dükkanlar yıkıldı.

Daha önce Kadırga Sokollu Mehmet Paşa Camii bahsinde Sokollu Mehmet Paşa'nın hayatından kısaca bahsetmiştik. Bu büyük devlet adamı 1579 yılında Bosnalı bir meczup tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Paşanın ölümü, Osmanlı'nın duraklama dönemi başlangıcı olarak kabul edilir.

Sokollu Mehmet Paşa, yine Mimar Sinan tarafından yapılan (1568-1569) Eyüpteki türbesine defnedildi.

28.8.08

Üskübi Çakır Ağa Camii



Küçük Mustafa Paşa semtinde, Kadir Has Üniversitesi'nin arkasındadır. Üsküplü Çakır Ağa, Fatih Sultan Mehmet'in "Çağırıcıbaşısı" dır. Dolayısıyla cami fetih dönemi camilerindendir. Üskübi Çakır Ağa'nın dördü istanbul, biri silivri, digeri Edirne'de olmak üzere altı adet mescidi vardır.Kanuni devrinde defterdar Süleyman Efendi tarafından Mimar Sinan'a tamir ettirilmiş ve mimber koyulmuştur. 1874 yılında yangında hasar görmüş ve tarmir edilmiştir. Son kez 1989 yılında tamir görmüştür. Bazı duvar parçaları Mimar Sinan devrine aittir.

26.8.08

Sokollu Mehmet Paşa Camii (K.Ayasofya)









Sultanahmet Camii ile Küçükayasofya Camii arasındaki Kadırga yokuşunda 2.m.lik duvarla çevrili bir alanda yapılmıştır. Caminin banisi Sokollu Mehmet Paşa, mimarı Mimar Sinan'dır. Eğimli bir arazide, tek minareli, tek kubbelidir. Sokollu Mehmet Paşa'nın İstanbul'da iki yerde kendi adını taşıyan camilerden biridir ve eşi (2. Selimin kızı Esma Sultan) adına yaptırdığı camidir. Diğer cami ise kendi adına yaptırdığı, Azapkapı'daki Sokollu Mehmet Paşa Camii'dir. Sokullu Mehmet Paşa Bosna'nın Vişegrad kadılığındaki Rudo kasabasına uzak olmayan (Osmanlı idaresi altında iken Sokol olarak adlandırılan) Sokoloviçi (Slav dillerinde 'şahin' demektir) köyünde doğmuştur. Sokollu ismi buradan gelmektedir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlı Donanmasının Kaptan-ı Deryalığı ve gene Kanuni Sultan Süleyman, 2. Selim ve 3. Murat devirlerinde toplam 14 yıl, 3 ay, 17 gün Osmanlı İmparatorluğu'nun sadrazamlığını
yapmış bir Boşnak asıllı Osmanlı devlet adamıdır. Kanuni Sultan Süleyman'ın son vezir-i azamı olmuştur. Hem Osmanlı İmparatorluğu'nun zirvede bulunduğu dönemi simgelemesi itibariyle hem de icraatları, projeleri ve kişiliği nedenleriyle en büyük Osmanlı sadrazamlarından biri kabul edilir. İki metreyi aşan boyu ile aynı zamanda en uzun boylu Osmanlı sadrazamı idi.


Sokollu Mehmet Paşa Camii ününü göz alıcı İznik çinileriyle berraklaşan, dengeli ve aydınlık iç mekânına borçludur. İstanbul’daki ancak birkaç camide bulunan Hacerülesvet taşının Kabe’den getirilmiş küçük parçalarından üçü Sokollu Camisi’ndedir.(http://www.sinanasaygi.com/)


Cami'nin bulunduğu caddenin üst tarafında başka bir cami kalıntısı var. Minaresi yarıya kadar yıkılmış sadece dış duvarlarının bir kısmı kalmış. 1546 tarihli bu yapının banisi Kanuni sultan Süleyman'ın helvacıbaşısı İskender Ağadır. (Ekte kullandığım wikimapia haritasında "St. Anastasia Manastırı Kalıntıları" yazan yer)


Sokollu Caminin hemen yan tarafında Özbekler Tekkesi diğer adıyla Buhara Tekkesi Mescidi... İstanbul defterdarı İsmail Bey tarafından 1692 yılında yaptırılmış. 1887 yılında bir onarım görmüş fakat günümüze ulaşamamış. (2008 yılında restore ediliyordu)

Şerefiye Sarnıcı





Eminönü Belediye Sarayının altındadır. Bizans dönemindeki ismi Theodosius Sarnıcıdır. 2. Teodosius tarafından 428 ile 443 yılları arasında inşaa ettirilmiştir.

Seferağa Çeşmesi








İstanbul Üniversitesi Beyazıt kampüsü arkasında Esnaf Hastanesi'nin 70 metre ilerisindedir. İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin resimlerinden tanıyacağı bu çeşme Seferağa Çeşmesidir. Tersane Kethüdası Sefer Ağa tarafından 1620 yılında yapılan çeşmenin kitabesinde şöyle yazar.(http://www.istanbul-brunnen.de/ sitesinden alınmıştır. Bu site Çeşmeyi onartan Ursula Sezgin tarafından hazırlanmış. )


Osmanlıca;


1. Eyledi bunda Sefer Ağa bu hayrâtı binâ Ecrini vere ana rûz-ı cezâda Bârî


2. Daima Hazret-i Hakdan budur ümmîdim kim Haşre dek ola anın hep hayr ile âsârı


3. Cûd u ihsân ile sarf olmadadır evkâfı Hak budur hayr iledir her dem anın efkârı


4. Oldu sa'd emekle bina çıkdı fahre çeşmesi Eylesün böyle duâ bundan içenler bâri


5. Inşallah dilerüz kim ola mahşerde nasîb Cennet içinde mükâfâtı Hak'ın dîdârı


6. Hâtif-i gayb duâsıyla didi târîhin Yâ İlahî ola bu çeşme hemîşe cârî


Günümüz Türkçesi ile;


1. Sefer Ağa bu hayrâtı burada bina eyledi. Allah bunun mükâfatını mahşer gününde ona versin.


2. Allah'tan ümidim daima budur ki ta kıyamete kadar onun hayır eserleri ayakta kalsın.


3. Onun bütün zamanı cömertlik ve ihsan ile geçmektedir. Gerçek olan şu ki bütün fikirleri hayır yapmak üzerinedir.


4. Işte bu çeşmesi de yüzlerce emek sonucunda (bina edilip) ortaya çıktı. Artık bu çeşmeden su içenler şöyle dua eylesinler:


5. Inşallah dileriz ki onun mahşer günündeki nasibi ve mükâfâtı Cenette Allah'ın Cemalini görmek olsun.


6. Hâtif, gayb duâsıyla oranın tarihini (şöyle) söledi: Rabbim! bu çeşme sürekli aksın, akışı hiç kesilmesin.


Çeşmenin onarımı 2002 yılında Ursula Sezgin (43 yıl önce Türkiye'den ayrılarak Frankfurt Üniversitesi'ne giden Müslüman Medeniyetleri Araştırma Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Fuat Sezgin'in eşidir. Alman gelin, yaptırdığı bu hayrı, kayınvalidesi Cemile Hanımefendinin ruhuna ithâf etmiştir.)tarafından yapılmış bunu belgeleyen kitabe çeşmenin sağ tarafına asılmış.


Yaklaşık 1,5 yıl sonra yol inşaatından hasar gören yapı 2007 yılında Büyükşehir Belediyesi tarafından tekrar onartıldı.

25.8.08

Şazeli Tekke Camii ve Kahvenin Hikayesi





Unkapanı Tekel Binası arkasındadır. Daha önce Beşiktaş'ta Ertuğrul Tekke Camii'nin anlatımında karşılaştığımız Şazili Tarikati oldukça eski bir tarikat. Tarikat Hacı Bektaşi Veli dergahında 12 post sahibi pirinden 9. olan Şeyh Şazili'ye dayanır.(Kahveci Postu) Kahveyi ilk kez Arabistan'daki Moka'da bulan Şeyh Şazilidir. (Şey Şazili'nin ismi uzun yazılışıyla... "Ebul Hasan Ali Bin Abdullah Abdulcabbar el Şerif el Zarcilli") Şeyh Şazili'nin kurucusu olduğu tarikat Osmanlı içerisinde oldukça yaygınlaşmış bu yolla kahve Osmanlı coğrafyasına (Avrupa'ya) yayılmıştır.

Tüm kahvecilerin pîri addedilen Şeyh Şazelî hakkında, eski İstanbul kahvehanelerinin duvarlarında asılı duran övgü sözleri bulunurdu. O çerçeveler içinde; "Her seherde besmeleyle açılır dükkanımız, Hazreti Şazelî'dir pirimiz, üstadımız. Bu kahve öyle bir kahvedir ki, her usûlü ha safa içinde, sakin olanlar çekmesin asla cefa" diye yazardı.

2. Abdülhamid Şazili Tarikati mensubuydu.(Bunu ıspatlayan mektup..) Ayrıca Şazili Şeyhi Muhammed Zafir'in yakın dostuydu. Padişahlığı döneminde Şazili Tarikati tekkelerini onartmıştır. (Şazili tarikati mensupları genellikle marangozlukla uğraşır. Abdülhamid iyi bir marangoz ustasıydı ve bu tekkelerdeki ahşap işlerinde kendi eserlerinide kullanmıştır.)Unkapanı'ndaki bu tekkede Şazili Tarikatına ait bir ibadethaneydi. Kapısındaki kitabede şöyle yazar.

"Ahmed Halil Ağa tarfından yaptırılan tekkenin inşaa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Şeyh yüzyılın başlarında vefat ettiğinden bu dönemlerde inşaa edildiği anlaşılmaktadır. Kaynaklarda "Balmumcu Şeyh Seyyid Ahmed Tekkesi* veya "Şem'İ Şeyh Ahmed Tekkesi" gibi isimlerle de anılmaktadır.Tekke bir yangınla harab olmuş, 1886-87 tarihli tamir kitabesinden anlaşıldığı üzere 2. Abdülhamid tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. 1925'e kadar faaliyetlerini sürdüren tekkenin tevhidhanesi dışındaki bölümleri zamanla yok olmuştur. Mescid-tevhidhane bakımsız kalmiş ve bîr dönem Zeyrek Spor Kulübü lokali olarak kullanılmıştır. Fatih Müftülüğü ve hayırseverlerin gayretiyle 1989 yılı ramazan ayında tekrar ibadete açılmıştır.Dikdörtgen planlı caminin duvarları taş-tuğla örgülü, çatısı ahşaptır. Tavanın ortasında çatı altında gizlenen bir ahşap kubbe vardır."

Saliha Sultan Sebil ve Çeşmesi






Unkapanı Köprüsünün Galata çıkışındadır. http://www.butundunya.com/ Mayıs 2005 sayısında eserle ilgili şöyle yazar.

"4. Mehmed’in eşi 2. Mustafa’nın annesi Valide Sultan arabasıyla gezerken, Azapkapı’nın sokakları arasında küçük bir meydandaki çeşmenin başında, kırılan testisinden elinde kulpu kalmış ağlayan bir kız çocuğu görür ve çocuğu çağırtarak ona para vermek ister. Çocuk ise parayı almaz ve yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla Valide Sultan’a şöyle der: *Testiyi kırdım parası için ağlamıyorum eve su götürmenin üstesinden gelemedim ona ağlıyorum.* Kızın bu sözleri Validenin hoşuna gidince, ailesine haber salınır ve küçük kız saraya alınır. Bu kız
büyüdüğünde 2. Mustafa’nın eşi Saliha Sultan olacak ve 2. Mustafa’ya hamile kaldığında; başında testiyi kırdığı çeşmeyi anımsayıp o küçük çeşmenin yerine daha büyük, daha muhteşem bir çeşme yapılmasını isteyecektir. Onun bu isteğini 1730 tarihinde tahta çıkan, oğlu 1. Mahmud gerçekleştirmiştir. Lale Devri geleneğini sürdüren Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi, ortada yuvarlak bir sebil, iki yanda birer çeşmeden meydana gelmiştir. Tümüyle mermer olan çeşme-sebilin ön cephesi muhteşem güzellikteki bitki motifleriyle bezenmiştir. Yabancı kaynaklarda Galata Çeşmesi olarak anılan Saliha Sultan Sebili ve Çeşmesi’nin Avrupalı ressamlar
tarafından yapılmış gravürleri vardır. 1910’lu yıllarda onarılmak üzere kısmen sökülen sebil-çeşme, araya savaş yıllarının girmesi üzerine, uzun yıllar öylece kalmıştır. 1940’lı yıllara ait fotograflarda çeşmenin çatısının olmadığı görülür. İkinci onarım 1952-53 yılları arasında gerçekleşmiştir. 1957 yılında ise çeşme-sebille bir bütün oluşturan sübyan mektebi yıkılarak, sebil ortada bırakılmıştır."

En son onarım Vakıflar Genel Müdürlüğü girişimiyle ve Kuveyt Türk’ün sponsorluğunda 2006 yılında gerçekleşti.

22.8.08

Sadabad Camii





Kağıthane Mesire Alanı'nın yanındaki ilginç minaresi ile göze çarpan Sadabad Camisi'nin yerinde ilk cami Lale devrinde, 1135/1722 de inşaa edilmiştir. Bu yapı daha sonra 3. Selim(1789-1807) ve 2. Mahmud (1808-1839) dönemlerinde iki kez onarım görmüş, son olarak da Sultan Abdülaziz (1881-1876) tarafından 1279/1862 Yılında Mimar Sarkıs Balyan'a yeniden yaptırılmıştır. Günümüze kalan yapı budur. Mimarı Sarkis Balyan birçok yapı da olduğu gibi Sadabad camisinde de büyük bir olasılıkla kardeşi Agop Balyan ile birlikte tasarlamış ve inşa etmiştir. Meşhur Çağlayan Kasrı bu caminin yanındaydı fakat günümüze ulaşamamıştır.
Caminin hemen arkasındaki dikilitaş Sultan Mahmud'un top atışındaki başarısının anısına dikilmiştir.

Rüstem Paşa Hanı (Kurşunlu Han)





Karaköy Perşembe Pazarı'ndadır. Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Rüstem Paşa 28 Kasım 1544 - 6 Ekim 1553 ve 29 Eylül 1555 - 10 Temmuz 1561 tarihleri arasında sadrazamlık yapmıştır. Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan ile evlenmiştir. Bu nedenle 'Damat' sıfatıyla anılır.
Halk arasında Kurşunlu Hanı olarak bilinen hanın kesin yapım tarihi bilinmemektedir. (Bir dönem içinde kurşun imal edilmesi yüzünden Kurşunlu denmektedir.)

Kuyumcular Hanı





Kuyumcular Hanı, 19. yüzyıl eseridir. Pera ve Galata'nın yoğun sosyal hayatının olduğu bu dönemin moda yazım tarzıyla kapıya "Couyoumdjiler Khanı" diye yazılmış. Makine ve Makine parçaları satan esnaf tarafından kullanılıyor günümüzde.

Hagios Polieuktos Kilisesi (Paliektos Sarayı)



İstanbul Belediye Sarayı'nın Fatih isrikametinde yolun karşısındadır. Kalıntılar 1960'larda Haşim İşcan yeraltı geçidi yapılırken ortaya çıkarılmıştır. Bazı değerli parçalar Arkeoloji Müzesine kaldırılmıştır.
Hagios Polieuktos Kilisesi İstanbul'da Doğu Roma döneminden kalma kilisedir. Ayasofya'dan önce kentin en büyük bazilikalarından biridir. 524-527 yılları arasında Hıristiyan olduğu için öldürülen Romalı asker Polieuktos'un adına yaptırılmıştır.(Palieuktus 251 yılında öldürülmüştü) Bezemeleri, geç Roma sanatının en önemli örneklerinden olan sütun başlıkları ve mimari görkemiyle ünlüdür. Kilisenin eski Anikia Iuliana sarayının kilisesi olduğu söylenir. 2500 metrekarelik bir alana yapılmıştır.
Kilisenin 12. yüzyılda terkedildiği ve mimari bezemelerinin Haçlılardan önce ve Haçlılar tarafından yağmalandığı anlaşılmaktadır. Venedik'teki San Marco Kilisesi'ndeki bazı fragmanlar ve Piazetta'da bulunan bezemeli payandalar bu kiliseden götürülmüştür.